12 Mart 2013 Salı

mutluluk buuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu

Beklediğim gün, beklediğim o an geldi... içimde sönmek bilmeden yanan o ateş, az önce ansızın sönüverdi... üzerimden tonlarca yük kalktı...
Evet bittii...  her sabah, kabuslarla uyanmama neden olan o saçmalık, sonunda bitti...
Adalet yerini buldu...
İçimi inanılmaz bir mutluluk kapladı....
Sonunda, o beklediğim şey oldu.... Yıllardır, bıkmadan usanmadan beklediğim, yıllardır her nefesimde dilediğim şey gerçek oldu....
Mutluluktan havalara uçuyorum... Mutluluktan titriyorum... Parmak uçlarım karıncalanıyor.. Heyecandan bayılabilirim....
Ona, geri dönmeyeceğimi, onu affedemeyeceğimi biliyorum.... Ama en azından o utancın sona erdiğini biliyorum... ve bunca acıyla geçen günlerimi unutmam için tek bir özrü yetecek.. biliyorum...
Sonra.. ben hayatıma kaldığım yerden devam edebileceğim...
İşte o zaman bu dünyanın adaletine inanacağım...
Bu dünyada yapılan kötülüklerin, ihanetlerin karşılığının olduğunu bilerek yaşayacağım çünkü artık...
Onsuz devam etmeye razıyım ben... yıllardır olduğu gibi...

11 Mart 2013 Pazartesi

ardından


Güzel günler bizi bekler mi gerçekten...? Daha ne kadar iyimser olmaya çalışabilirim ki şu hayatta... daha ne kadar umut etme oyunu oynayabilirim kendimle...
Ne kadar yaşıyormuş gibi yapabilirim?
Sen yanımda yokken ve ben, her gün buna lanet ederken, daha ne kadar elimdekilere şükredebilirim....?
Daha ne kadar yürüyebilirim tek başıma... ne kadar tutabilirim başkasının elini.. ne kadar bakabilirim başka bir çift göze...
Ne kadar dayanabilirim mesela yarım nefes almaya... Daha ne kadar sürer bu işkence...
Ne zaman biter tüm bu eziyetler.. tüm bu acılar, ızdıraplar...
Ya da ne zaman biteceğini düşünmekten ne zaman bıkarım acaba? Ne zaman kabul ederim aslında hiç bitmeyeceğini...
Daha ne kadar mücadele edebilirim kendimle.. seninle.. ve hayatla..
Ne kadar paylaşabilirim yalnızlığımı saçma sapan kalabalıklarla...
Ne kadar daha içersem unuturum mesela seni? 
Ya da ne zaman alkolden medet ummaktan vazgeçebilirim...
Olmak istemediğim yerlerde, olmak istemediğim insanlarla daha ne kadar şen kahkahalar atmaya çalışabilirim...?
Ya da..... ne zaman kabul ederim bir daha asla gelmeyeceğini....?

9 Mart 2013 Cumartesi

siyah..

Yüzünü aklıma getirmeye çalışıyorum zaman zaman... kulaklarımda o çok sevdiğim kahkahan çınlıyor... sesin yenik düşüyor zamana... ben, sesin ile birlikte yok oluyorum... 
Tüm anlamlar anlamını yitiriyor... tüm güzellikler, karanlıklara dönüşüyor ansızın...
Hafızamı zorluyorum... direniyorum... unutmamak için hayatımda bıraktığın izlerin üzerinden gidiyorum her gün.. her gün içimden tekrar ediyorum adını bir kez.... 
Bir kez, gözlerini hayal ediyorum sonra...
geçip giden yıllara inat, her gün oynuyorum bu oyunu... kan revan içindeyim... avaz avaz bağırmak, içim çıkına kadar ağlamak istiyorum bu acı veren oyunun ardından.. hayatımda ki o eksilip giden tadı bir daha asla alamayacağımı biliyorum...
Mis gibi kokan çiçeklerden uzak duruyorum mesela... güzel havalarda, yorganı kafama çekip, bütün gün uyuyorum... güneşe de kızgınım... birlikte geçiremediğimiz o güneşli günlere de ...
yağmuru desen... çoktan çıkardım hayatımdan..seninle sırılsıklam olamayacağım ki bir daha.. ne anlamı var ki yağmanın...
sessizliğe kızıyorum... çok fazla sese kızıyorum...müzik desen kavramını, anlamını çıkardım hayatımdan... sanki aklımdan çıktığın varmış gibi.. bir de en ufak bir tını da içimi bir sis bulutu kaplıyor onun yüzünden...
şaka değil... yıllar geçti üzerinden.. sen benim varlığımı bile unuttun çoktan...biliyorum.. 
ben yine de her sabah seninle uyanıp, her akşam seninle uyuyorum...
bir tek sana kızmıyorum... kızamıyorum...

7 Mart 2013 Perşembe

Her kadın içindeki cevherin farkına varmalı...

Bilmeyenlere kısaca özet geçeyim... 6 ay kadar önce bir bankada işe başladım..
Ve eski blogumda bahsettiğim gibi, ilginç bir meslek bankacılık... her meslekte olduğu gibi, bir takım zorlukları var... (katlanılmaz uzun mesailerden bahsetme gereği duymuyorum)
Ama bunun yanında.. türlü türlü insanla tanışmak, onları anlamaya çabalamak.. yardımcı olmak için uğraşmak.. ya da kaprislerine katlanmaya çabalamak gibi durumlarda söz konusu...
İnsanları tahlil etmeye çalışmak da, bazen can sıkıcı.. bazen de mutluluk verici...
Bugün de can sıkıcı durumlardan bir tanesiyle karşılaştım...
Bir teyze geldi oturdu karşıma.... Dur dedi... Sen anlatsan da ben anlamam... arayayım kocamı, sen ona anlat, o da sana anlatsın.. ben anlatsan da anlamam..
Peki dedim...Aldım telefonu konuştum kocasıyla.. anlattım kocasını ilgilendiren kısımları...
Sonrasında teyzeye kendisi ile ilgili kısımları anlatmaya başladım... Kocama anlatsaydın keşke bunları dedi, ben anlamam ki...
Mesleki hiç bir terim kullanmadan, tamamen öz Türkçe ile anlatıyordum durumu... yani anlaşılmayacak  ya da onu zorlayacak şeyler anlatmıyordum aslında...
Ama teyze beni yanlış anlamaktan o kadar korkuyordu ki.. söylediklerimi dinlemiyordu bile..
Nasıl olsa ben anlamam düşüncesi sarmış benliğini bir kere... Ne olursa kocasının onayından geçer... ne anlatılacak ise. kocasına anlatılmalıydı bu yüzden...
Konu her ne kadar onu ilgilendirse de, kocası bilmeliydi... Nasıl olsa, teyze dinlese de, kendi kendine karar vermek gibi bir lükse sahip değildi...
Bir an durup düşündüm... biz kadınlar, neden kendimizin farkında değiliz... neden neleri yapabileceğimizi bilmekten bu kadar korkuyoruz...Neden kocamızı arayıp, ben nasıl olsa anlamam sen konuş deme ihtiyacı hissediyoruz..? neden ipleri erkeklerin eline veriyoruz?
İçimizdeki cevherin ortaya çıkmasını kim ya da kimler engellemiş vakti zamanında bilinmez ama, sanırım biz de korkumuzdan sinmişiz bir köşeye... sorgulamamışız..
Teyze bir yandan o kadar mahcup davranıyordu ki.. onun mahcupluğu beni ona karşı daha mahcup hale sokuyordu...
Ben kocama bir sorayım diyerek kalktı teyze...
Ben arkasından bakakaldım...
Ben, şanslı kadınlardandım.. Kendime ait fikirlerim vardı... ve bana anlamak için çabalamak gerektiğini öğreten bir ailem...
Bir kadının nasıl mucizeler yaratabileceğini biliyordum... Ve kendi ayaklarımın üzerinde durabiliyordum...
Ama dışarılarda o teyze gibi milyonlarca kadın vardı..  var olmaya devam ediyordu...
Kocasına saygıda kusur etmiyor olmasına rağmen.. bu ülke de her gün bir kadın öldürülmeye devam ediyordu...


Temiz bir blog..yeni bir hayata başlamak gibi...hayatın tam ortasında, her şeyi başa sarıp, temiz bir sayfa açmak gibi...
Temiz bir sayfaya.. sayfalarca yazmak için, yeni nedenler bulmak gibi...
İçini dökemediklerinin, içinden çıkmaya çalışmak gibi...
Yeni umutlar... yeni mutluluklar.. yeni maviliklere yelken açmak gibi...